2 Aralık 2007 Pazar

MSN Yardım Kampanyası


Unicef & MSN Yardım Kampanyası

Tabağınızdaki yemeği çöpe atmadan önce lütfen açlıktan ölen insanları düşünün!



Afrika`da açlıktan çocuklar ölmekte, Unicef`in MSN ile yaptığı anlaşma sonucu,



ölen ve geriye kalan çocuklar için yardım kampanyası başlatılmıştır.



Bu maili ne kadar çok kişiye gönderirseniz, bu anlaşma gereği 5 EURO, Unicef`in hesabına geçecektir.



Afrika ve tsunami çocuklarımıza. 'Şefkat Çağrısı' kampanyamıza katılın lütfen.



Aldığınız bu mail ve az sonra göndereceğiniz mailiniz 10 EURO kazandırdı bile Unicef`e.



Lütfen ölmekte olan çocukları yaşatalım. Her 3 saniyede 1 çocuğun açlıktan öldüğünü unutmayalım.



BU MAILI TÜM YAKINLARIMIZA YOLLAYALIM...



...herşey gönlünüzce olsun...

BİRLEŞİK KELİMELERİN YAZILIŞI

BİRLEŞİK KELİMELERİN YAZILIŞI
Dilimizde önemli bir yer tutan pekiştirme sıfatları bitişik yazılır:
Apaçık, kapkara, kupkuru, sipsivri, sapasağlam, dümdüz …
Birleşik kelime durumuna girmiş kelimeler bitişik yazılır:
Babayiğit, dedikodu, delikanlı, gecekondu, kabadayı, yelkovan …
Ev, ocak ve yurt kelimeleriyle kurulan birleşik kelimeler ayrı yazılır:
Bakım evi, aş evi, radyo evi, sağlık ocağı, öğrenci yurdu, sağlık yurdu …
Hane kelimesiyle kurulan birleşik kelimeler bitişik yazılır:
Pastahane, hastahane, yatakhane, yemekhane …
Birleştirmede yer alan kelimeler eski anlamlarını koruyorlarsa bu tür birleşik kelimeler ayrı yazılır:
Kara yolu, gül suyu, kuru üzüm, ay tutulması, balık yumurtası, yıl sonu…
Yardımcı fiillerle yapılan birtakım birleşik fiiller ayrı yazılır:
Yardım etmek, yol olmak, göç etmek, hayret etmek, gelin olmak…
Dilimizdeki “af, his, ret, zan” gibi birtakım kelimeler “etmek, olmak, eylemek” yardımcı fiilleriyle birleşirken söylenişlerine uyularak yeni ses alırlar. Bu kelimeler bitişik yazılır:
af + etmek __ affetmek, His + etmek __ hissetmek …
“Emir, hüküm, keşif, nakil, kayıp” gibi birtakım kelimeler “etmek, eylemek, olmak” yardımcı fiilleriyle birleşirken ikinci hecelerdeki ünlüleri düşürürler. Bu kelimelerle yapılan birleşik fiiller bitişik yazılır:
emir + etmek __ emretmek, kayıp + olmak __ kaybolmak …
“-a, -e, -ı, -i, -u, -ü” ekleriyle yapılan birleşik fiiller bitişik yazılır:
Bakmak + kalmak __ bakakalmak
yapmak + bilmek __ yapabilmek …
İki ya da daha çok kelimeden oluşan yerleşim merkezi adları bitişik yazılır:
Karaköy, Dörtyol, Gürgentepe, Tepeköy …
Sıfat ya da isim tamlaması biçiminde oluşmuş ve bu şekilde kalıplaşmış yer adları ve dağ, deniz, ova adları bitişik yazılır:
Kızılırmak, Çukurova, Uludağ, Akdeniz, Ulukışla…

Uzun Mehmet kimdir

Uzun Mehmet
Zonguldak bölgesindeki taş kömürünü ilk defa bulan Uzun Mehmet, askerliğini bahriye emrinde yapmıştır. Bahriyenin her sene terhis ettiği askere, vaktin iyi düşünen bahriye subayları, donanmanın yaktığı İngiliz kömürlerini numune olarak gösteriyorlar ve memleketlerine döndükleri zaman bu taş kömürünün benzerini aramalarını, bulanların mükafatlandırılacağını söylüyorlardı. Gene bu deniz kumandanlarının fikir ve teşvikleriyle de padişah II. Mahmut bir irade çıkarmış, memleketin her tarafında taş kömürü aranmasını emretmiştir.
Bahriye neferi Uzun Mehmet, köyüne döndükten sonra yılmaz bir azimle, numunesini getirdiği taş kömürünü aramaya koyulmuş ve nihayet kör talihinin eseri olarak değil, bir araştırma aşkının hayırlı neticesi olarak ilk maden damarını bulmuştur.
Uzun Mehmet, mevsimin hasat sonu olması sebebiyle tarlasından kaldırdığı zahiresini öğütmek için Ereğli'de Köseağzı denilen bir mevkide değirmene gitmiş ve o gün değirmenin çarklarını çeviren derenin kenarında gezerken sel sularının sürüklediği moloz yığınları arasında taş kömürü parçalarına rastlamıştır.
Uzun Mehmet, değirmenin ocağında bulduğu bu taşları yakarak kömür olduğunu iyice anladıktan sonra, dere boyunca, günlerce süren zahmetli bir araştırma sonunda Zonguldak bölgesinin ilk taş kömürü damarını bulmuştur.
Uzun Mehmet, bu damardan aldığı numuneleri karadan yürüyerek İstanbul'a götürmüş ve bahriye idaresine vermiştir. Uzun Mehmet memlekete toprak altında gömülü bir servet hazinesinin anahtarını bu keşfiyle hediye ettikten sonra vaktin hükümetinden elli altın mükafat almış ve küçük bir maaş yardımı görmüştür.
Bu sıralarda, Ereğli'de padişah namına hüküm süren Hacı İsmail Ağa isminde bir derebeyi vardı. Bu derebeyi Uzun Mehmet'in ilk maden damarını buluşunu kuduz bir öfke ile karşılamıştır. Çünkü padişahın iradesi üzerine o da bir çok araştırıcı takımıyla her tarafta kömür arıyordu.
Ereğli'nin derebeyi, Uzun Mehmet gibi memleketine hizmet aşkıyla bu işe sarılmamıştı. O, maden kömürünü bulduktan sonra bu buluşunu padişaha bir çok yeni ve zengin imtiyazlar karşılığında haber vermeyi tasarlıyordu. Onun için Uzun Mehmet'in kömürü kimseye haber vermeden İstanbul'a götürüşü, derebeyinin büyük menfaatlerini baltalamıştı. Ereğli derebeyi, Uzun Mehmet'e beslediği gayzı zavallı kömür kaşifini öldürmekle aldı ve sarayının cellatlarına, Uzun Mehmet'i İstanbul hanlarından birinde boğazlattı.
Bugün sanayiin ekmeği demek olan maden kömürünü bizde ilk bulan milli kahraman bu suretle keşfini kanıyla suladı. Milli servetimizin başlıca kaynaklarından biri kömür hazinelerimizin kaşifi Uzun Mehmet adlı Türk çocuğu milyarlar değerindeki buluşunu hayatıyla ödemiş oldu.

Zonguldagın ekonami geliri

Zonguldak – Ekonomi,
Zonguldak – Ekonomi

TAŞ KÖMÜRÜ
Zonguldak ilde bulunan doğal kaynakların yönlendirdiği bir ekonomik yapı göstermektedir. İl tarım dışı kesimlerin ağırlık kazandığı
bir kaç ilden biridir.
Zonguldak, yeraltı kaynakları açısından zengin illerden biridir. Zonguldak� ta taşkömüründen başka, alüminyum (boksit), demir, manganez, barit, dolamit, kalker, kuvarsit, şiferton yatakları bulunmaktadır. Bunlardan manganez, kalker ve şiferton yatakları işletilmektedir.
Taşkömürü Havza Sınırları

İmtiyaz sahası; 11.150 km2 si karada, 2.200 km2 si de denizde olmak üzere 13.350 km2 lik bir alanı kapsamaktadır.
Rezerv


Kuzeybatı Anadolu Taşkömürü Havzası Zonguldak ve Kastamonu illerinin, Kdz. Ereğli ve bağlı Karataş suyundan İnebolu iskelesine kadar takriben 200 km�lik bir sahil şeridi bulunur. Beş ayrı üretim bölgesinde taş kömür rezervleri henüz tam anlamıyla tespit edilmiş değildir. Bilinen rezervler deniz seviyesinden -1200 m derinliğe göre hesaplanmış olup, -1500 m derinliğe göre etüt ve hesaplama çalışmaları devam etmektedir.Bugüne kadar yapılan araştırma ve hesaplamalara göre 1997 yılı sonu itibariyle 428 milyon tonu görünür, 245 milyon tonu mümkün ve 445 milyon tonu muhtemel olmak üzere toplam 1.119 milyon ton taşkömürü rezervleri belirlenmiştir. Tespit edilen taşkömürü rezervlerine göre önümüzdeki yıllarda sağlanacak üretim artışları da dikkate alındığında havza ömrünün yaklaşık 100 yıl olacağı tahmin edilmektedir.
Taş kömürünün Ülke Ekonomisinde Yeri
Başta Demir Çelik olmak üzere metalürji Endüstrisinin tüm kesimlerinde ihtiyaç duyulan en önemli hammaddelerden biri de metalürji koktur.
1970 yılından itibaren ülkemizde gelişen Demir Çelik sektörünün ihtiyacı iç üretimle karşılanamaz olmuş ve ithal taşkömürünün ülke
ekonomisine girişi kaçınılmaz hale gelmiştir. 1973 yılında 16 bin ton ile başlayan ithalat, diğer sanayi sektörlerinde de ithalata yönelmesiyle
1997 yılında yaklaşık 9,5 milyon tona ulaşmıştır. 1997 yılı itibariyle taşkömürü üretiminin ülke ekonomisine katkısı 105.9 milyon dolardır.

Taşkömürü İşletmeciliğinin Tarihçesi

İşletmecilik Başlangıcı ( 1843 - 1848 )

1830 - 1848 tarihleri arasındaki arama ve işletmecilik faaliyetleri hakkında çok ayrıntılı bilgi olmamakla birlikte; 1843 tarihli resmi belgelerde,
Ereğli ve Amasra�da üretilen �vapur kömürünün� İstanbul� da pazarlamasından ve gerekli düzenlemelerin yapılmasından sonra devlet
hazinesine sağlayacağı katkıdan söz edilmektedir. 1848� de yapılan inceleme ve düzenlemelerle, Ereğli � Amasra arasında
Taş kömürü bulunan yerler
saptanarak �havza sınırları� ilk kez tanımlanmıştır.
- Hazine- İ Hassa ( Evkaf Nezareti ) Yönetimi (1848 - 1854)
- İngiliz (Galatalı Sarraflar) Kömür Kumpanyası İşletmeciliği (1849 - 1854)
- Kırım Savaşı (Geçici İngiliz) Yönetimi (1854 - 1856)
- Hazine- İ Hassa ( Evkaf Nezareti ) Yönetimi (1856 - 1861) Emanet İdare İşletmeciliği (1856 - 1859);
-Zafiropulos İşletmeciliği (1859- 1860)
- İngiliz Kömür Kumpanyası İşletmeciliği (1860- 1861)
- Hazine-İ Hassa ( Evkaf Nezareti ) Yönetimi ( 1861 � 1865)
- Bahriye Nezareti Yönetimi (1865 � 1908 )
- Tersane İdaresi İşletmeciliği (1865 � 1882 )
- Yerli- Yabancı Sermaye Şirketleri İşletmeciliği (1882 - 1940)
- Nafia Nezareti Yönetimi (1908- 1909)
- Orman ve Maadin Ticaret ve Ziraat Nezareti Yönetimi (1909- 1920)
- Dünya Ve Ulusal Kurtuluş Savaşı Dönemi (1914- 1922)
- İktisat Vekaleti Yönetimi (1920-1940)
- İş Bankası İşletmeciliği (1926- 1940 )
- Etibank ve EKİ işletmeciliği (1937-1940 )
- Etibank Ve EKİ Yönetimi (1940- 1957)
- TKİ Yönetimi (1957- 1984)
- TTK Yönetimi (1984-)
TTK' nın Zonguldak ve Bölgeye Katkısı

TTK (daha önceki ismiyle Ereğli Kömürleri İşletmesi - EKİ ) , bölgenin ekonomik ve sosyal kalkınmasında itici güç olmuştur. Yarattığı istihdam kapasitesi ve yan sektörler ile Zonguldak ve bölge illerinde (özellikle Bartın ve Karabük) yaratılan katma değerin temel belirleyicisi ve kaynağını teşkil etmiştir. Zonguldak'ın tarihsel gelişimi içinde TTK, endüstri, ulaşım, enerji, haberleşme, ticaret ve altyapı donanımlarının gerçekleştirilmesini bizzat üstlenmiştir. Beş üretim müessesesi, bulundukları bölgede endüstriyel gelişmeyle birlikte kentleşmenin de yolunu açmışlar, ekonomik ve sosyal kalkınma bu bağlamda hız kazanmıştır.

Türkiye'nin 3 temel demir çelik fabrikasından 2 tanesi salt hammadde kaynağına yakınlık nedeniyle o zamanki ilimiz sınırları içinde kurulmuştur. Bugün 3.3 milyon tonluk yassı çelik üretim kapasitesiyle ülke gereksiniminin % 60'ını karşılayan ERDEMİR ve 1.1 milyon tonluk uzun mamul üretim kapasitesiyle ülke ihtiyacının % 15'ini karşılayan KARDEMİR' in varlık nedenleri de TTK'dır.TTK'nın ülke enerji talebinin karşılanmasında rolü büyük olmuştur. EKİ bünyesinde kurulan ÇATES'de üretilen elektrik enerjisi, enerji nakil hatlarıyla iletilerek, İstanbul, Kocaeli ve Sakarya başta olmak üzere, ülkemizde endüstrileşme tohumlarının atıldığı ve bugün de ekonomimizin itici gücü olan Marmara Bölgesinin o zamanki ihtiyacı karşılanmıştır.

TTK; ilimizin ve bölgenin kalkınmasında, karayolları ve demiryolları yapımından liman işletmesine, maden makineleri imalatından altyapı yatırımlarına kadar geniş bir yelpazede projeler gerçekleştirmiş ve salt taşkömürü üretim değeri ile sınırlı olmayan, hesaplanamayacak devasa katma değerler yaratmıştır. Bu süreç, hala azımsanmayacak oranlarda devam etmektedir. Bugünün Zonguldak'ının yaratılmasında , sözü edilen bölge ve illerin bugünlere gelmesinde TTK `nın etkinliğinin tarihte hak ettiği yeri alması gerekmektedir.

Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğü ilimizde 5 Müesese Müdürlüğü ile hizmet vermektedir. Bunlar sırasıyla; KOZLU - ÜZÜLMEZ - KARADON - ARMUTÇUK - AMASRA Müesese Müdürlükleridir.

Türkiye Taşkömürü Kurumunda 2003 yılı sonu itibariyle yaklaşık ; 14.700 kişi istihdam edilmektedir. Kurumun 2003 yılı Taşkömürü üretimi 2 milyon 8 bin ton olarak gerçekleşmiştir.

1 Aralık 2007 Cumartesi

Allahım Bu gücü Bana Hep ver

Adam akşam iş çıkışı eve gitmek üzere yola çıktı.
İşyeri ile dolmuş duraklarının arası çokta uzak sayılmazdı.
Paltosunun cebinden bir sigara çıkardı yaktı.
Derin bir nefes çekti ve yürümeye başladı.
Akşam trafiği heryer karışık, sıkışıktı.Kısa bir zaman sonra dolmuş duraklarına vardı.
Köşede seyyar bir balık çı bağırıyordu .Hadi istavrit 500, istavrit 500. Adam düşündü akşama balık yemek iyi olurdu
Hem kızıda eşide çok severdi balığı.Kendide bayılırdı doğrusu
evde o sıcacık neşeli ortamda balık ziyafetine.
Kardeş ver bakalım dedi 1 kilo istavrit.Balıkçı beyim dedi;
1,5 olmazmı? Adam gülümsedi belki param yok dedi.
Balıkçı bunun üzerine canın sağolsun beyim dedi canın sağolsun .Balıkçı balıkları tartarken tezgaha adamın yanına yaşlı bir teyze geldi .Üzeri başı halini anlatırcasına eski , püsküydü.Evlat dedi banada balık alırmısın?
Tabi dedi teyzeciğim adama seslendi balıklar 3 kilo oldu bir bana 2 teyzeye tart bakalım.
Balıkçı balıkları poşetlere koyarken teyze dedi adam ekmeğin varmı senin. Yaşlı kadın sessiz kaldı önce sözler çıkmadı ağzından sanki bir an takıldı .. Yok evladım dedi zorda olsa
Adam dur dedi teyze az bekle .
Koştu adam bir çırpıda o yoğun trafiğin içinden sıyrıkdı markete girdi 4 tane ekmek aldı.
Aynı hızla geri döndü ekmekleride balıkları almış olan yaşlı teyzeye verdi. Sordu sonra teyzeciğim başka bir ihtiyacın varmı? Kadın elini yırtılmaya yüz tutmuş kimbilir kaç yıllık olan pardesösünün cebine attı adamın gözlerine baktı, utanıyordu, eziliyordu ve elinde olmadan bun u belli ediyordu.
Adam gülümsedi o ne teyzeciğim bir bakayım dedi.
Kadın cebinden bir ilaç şişesi çıkardı evladım dedi birde şu gözdamlam var dedi alamıyorum 2 ay oldu.
Ver dedi adam teyzecim sen az daha dur bakalım burada .
Tüm bunlar gerçekleşirken balıkçı şaşkın gözlerle olan biteni izliyordu ve duygulanıyor bir garip oluyordu.
Tezgahında her zaman ilişik duran tabureyi aldı otur dedi teyze o aslan parçası gelene kadar , kadın sağol evladım dedi oturdu.Eczaneye girdi adam bu ilaçtan varmı dedi ..
Eczacı evet efendim dedi raftan aynı şişeden bir ilaç aldı verdi.
Bu defa acele etmedi adam çünki karşıkaldırımdaki teyzenin balıkçının taburesinde oturduğunu görmüş rahatlamıştı.
İçinden ah be dedi ah yurdum insanı.
Verdi ilacı teyzeye bu defa sormadı ne var başka eksiğin diye elini cebine attı ne kadar parası varsa verdi yaşlı kadına
öptü elini bindirdi bir dolmuşa evine uğurladı .Kadın dua ediyordu adama ALLAH Razı olsun evladım diye ve ağlıyordu yanağından akan yaşlar o eski pardüsenin omuzlarına düşüyordu ama mutluydu.
Adam tam dolmuşa yönelecekken durdu ve balıkçıyla gözgöze geldiler. Bu olaylar olurken balıkların parasını vermeyi unuttmuş dahası tüm parasını yaşlı kadına vermişti.
Balıkçı gülümsedi hadi abi uğurlar olsun.
Konuşmaya gerek yoktu durum meydandaydı, konuşmadan anlaştılar.
İyi akşamlar diledi adam dolmuşa yönelirken güleç bir yüzle ,bir kaç adım daha attı yine durdu.
Cebinde ne dolmuşa binecek ne eve ekmek alacak parası vardı. Düşündü şükretti haline zaten şunun şurası evide en fazla yaya olarak 30 dk tutardı.Hafiften bir yağmur ciselemeye başlamıştı. Sakin adımları hızlandı , hızlandı, hızlandı.Köşedeki telefon kulübesinin önünde durdu .Cüzdanından pek fazla kontörü kalmamış telefon kartını çıkardı , Çevirdi tuşları kızı çıktı karşısına hadi babacığım neredesin diyordu meraklı meraklı.
Adam yavrum dedi geliyorum annene söyle bu akşam balık yiyeceğiz.Kız olur babacığım dedi hadi çabuk gel.
Adam tekrar eve yöneldi yağmurda artmıştı.
Sıkı sıkı tuttu balık poşetini ,bir eliyle rüzgarda uçuşan paltosunun yakasını kavradı yürüdü ,yürüdü.
Durdu yine kafasını göğe kaldırdı ALLAH'ım dedi sana şükürler olsun.
Ne olur Bana bu gücü hep ver diye dua ederken, duygulandı , mahsunlaştı, yanağından akan yaşlar caddelerde akıp giden yağmura karıştı.......

Mutluluk

Mutluluk nasıl yakalanır biliyor musunuz? Uzun zamandır görmediğin birini görmekle veya en çok istediğin bir şeyi elde etmekle yakalayamazsın mutluluğu. Öyle lotoyla, piyangoyla da olacak bir şey de değil. Sakın ola ki aşk, sevgi gibi kavramlarla da kafanı karıştırma mutlu olmak için. Sağlıklı olmak ise tamamen farklı bir konu.

Mutlu olunmaz mutlu yaşanır. Su içmek gibi, uyumak gibi hatta nefes almak gibi mutlu oluruz farkında bile olmadan. Her insan aslında mutludur. İnsanın doğasıdır mutluluk. Göstergesi de hiçbir zaman ne gülmek ne tebessüm etmek ne de gözyaşları olamaz.

Mutsuz olan bir insan için mutluluğu azalmış diyebiliriz. Tıpkı tok bir insanın acıkmaya başlaması, sigara içen bir insanın nefes alırken zorlanması gibi. Nasıl aç bir insan otomatik olarak yemek yemeğe yöneliyorsa, canı yanan insan, sevdiğini kaybeden insan, başarısız olan insan, özlem duyan bir insan, hayal kırıklığı yaşayan bir insan da eski haline dönmek ister dönünce de mutlu oldum der. Hâlbuki bu onun en tabi halidir. Mutlu olduğunu sanan bir insan aslında olması gerekeni yaşamıştır ve bunu bir lütuf olarak kabul etmektedir kendisine.

Bir nevi ihtiyaç gidermek, eksilen şeylerin yerine konmasıdır mutluluğun yapılması gereken tanımı. Gol attıktan sonra koşup seyirciyi selamlayan bir futbolcu ve parkta kuşlara susam veren teyze arasındaki tek fark susam ve toptur bence. Bir kavramın 50 tane karşılığı olmamalı açıklamasını yapmak için. Mutluluk için göreceli diye geçiştirip, üzüntünün, kederin karşılığı gibi gösteriyoruz hep.

Eğer öyle olsaydı herkes müzik dinlemekten mutlu olur, herkes sinemaya gittiği zaman mutluluk budur işte derdi. Yahut filmler, müzikler çeşitli şekillerde çıkmazdı ortaya ve onlara olan yaklaşımlar farklılık göstermezdi. Demek ki tercihleri hariç tutmak gerekiyor mutluluk tanımında. Peki, nasıl ölçülür? Nasıl gerçekten mutlu olunur? İşte yanıt bulması gereken sorular bunlar olmalı bence.

Kendini dinlemekten geçer mutluluğun yolu. Önce kendini tanımalısın, sonra neyin gerçekten seni daha rahat hissettirdiğini bulacaksın, bunu birkaç kez deneyip emin olduktan sonra bileceksin ki senin yolun bu. Nerede olursan ol, kiminle olursan ol her zaman uygulayacaksın. En azından fırsat kollayacaksın kendin için.

Ama tek bir şey olmalı. Her zamanda işe yaramalı. Ortama göre kişilere göre değişmemeli. Sonra kolay da olmalı, öyle bin dereden su getirtmemelisin her zaman ihtiyacın olacak bir şey için. Kuşlarsa seni rahatlatan hemen gökyüzüne bakabileceksin evinde kartal beslemene gerek kalmadan. Resimse istediğin an karalayacak, müzikse mırıldanacaksın bulduğun ilk boş anında orkestra olmadan. Kompleks şeylerden uzak duracaksın kısacası. Karışık bir şeyi çözmek için uğraşmayacaksın hayatının hiçbir döneminde.

Düğüm çözmeyi sadece denizcilere bırakacaksın ki, kafanı dağıtmak için bindiğin gemi yol alabilsin.

Gençlik Elden Gitmeden

Zamanın birinde bir kasabada yasayan dünyalar güzeli bir kız varmış.. Bu kız öyle güzelmiş ki çok uzak şehirlerden ve ülkelerden çok zengin, çok yakışıklı, asil pek çok delikanlı onu görmeye gelirmiş.. Kendisiyle evlenmek isteyen nice prensi nice şövalyeyi reddeden güzel kız kimseleri beğenmezmiş.. Bu arada ayni kasabada yasayan ve bu kıza aşık olan genç bir delikanlı da bu kızı istemiş.. Ama kız onu da reddetmiş.. Aradan uzun yıllar geçmiş.. Bizim delikanlı kasabadan ayrılmış ..Kendine başka bir hayat kurmuş ve evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış.. Bir gün yolu bir zamanlar yaşadığı güzel, küçük kasabaya düşmüş.. Orada tanıdık birine rastladığında aklına bir zamanlar orada yasayan dünyalar güzeli kız gelmiş ve ona ne olduğunu sormuş.. Yaşlı adam önünde gül bahçesi olan bir evi göstererek kızın evlendiğini söylemiş.. Bizimki bir zamanlar herkesi reddetmiş olan kızın kocasını pek merak etmiş.. Bir gün gizlenip kocasını evden çıkarken görmüş.. kızın kocası şişman, kel ve çirkin mi çirkin bir adammış.. Üstelik zengin bile değilmiş.. Çok merak eden adam kocası gittikten sonra evin kapısını çalmış.. kız kapıyı açınca kendini tanıtmış ve neden böyle bir adamla evlenmiş olduğunu sormuş.. kız da ona arkasındaki gül bahçesinden en güzel gülü koparıp getirirse cevabi vereceğini bu arada tek şartının bahçede ilerlerken geriye dönmemesi olduğunu söylemiş.. Adam da bunun üzerine yüzlerce güzel gülün olduğu bahçede ilerlemeye başlamış.. Birden çok güzel sari bir gül görmüş.. Tam ona doğru eğilirken biraz ilerde kocaman pembe bir gül gözüne çarpmış.. Tam ona uzanırken daha ilerde muhteşem güzellikte kırmızı bir gül goncası görmüş.. Derken bir de bakmış ki bahçenin sonuna gelmiş ve mecburen oradaki bir gülü koparıp kıza götürmüs.. Bahçenin en güzel gülünü getirmesini beklerken kız bir de ne görsün yaprakları solmuş cılız bir gül.. Bunun üzerine adama dönen kız söyle demiş: "Bak gördün mü? Her zaman daha iyisini bulmak isterken ömür geçer ve sen en kötüsüne razı olmak zorunda kalırsın.. Bu yüzden gençlik elden gitmeden elindekiyle yetinebilmeyi öğrenmek gerekir.."